Perdikia Beach Hotel Belceğiz Mevkii 5. Cadde 48330 Oludeniz-Fethiye-Mugla- TÜRKİYE Tel : +90 252 617 03 02 Fax: +90 252 617 03 41

info@perdikia.com

©2012 Perdikia Beach Hotel sitemizdeki resimler “Perdikia Hotels’e” aittir. İzinsiz olarak kullanılamaz ve çoğaltılamaz.

Deutsch İLETİŞİM
English

FETHİYE TARİHÇESİ


Likya ile Karya'nın sınırında... Antik çağlarda Telmesos, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise Makri ve Meğri adları ile anılan Fethiye, adını ilk şehit Türk pilotu Fethi beyden alıyor. Dantel gibi koyları, sedir ağaçlarıyla bezeli ormanları ve turkuvaz gerdanlığı Ölüdeniz'le, Kızlar koyu, Belcekız plajı ile cazibesini koruyor...

Likya-Karya sınırında bir kıyı kenti olan Fethiye, antik çağlarda Telmesos olarak anılmış. M.Ö. 4. Yüzyılda kurulduğu bilinen kent aynı tarihte Likya federe birliğine üye olmuş. Telmesos Büyük İskender' in, Ptolemy Hanedanı'nın, Roma İmparatorluğu, Bizans, Menteşoğulları ve 1424 yılında Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altına girmiş. Osmanlı döneminde Makri ve Meğri adaları ile anılmış olan kent, 1934 yılında ilk şehit Türk pilotu Fethi bey anısına Fethiye adını almış. Bugünkü Fethiye'de Likya dönemi kaya mezarları, Likya-Roma dönemi lahit mezarlar ve Ortaçağ dönem izlerini taşıyan kale dikkat çekiyor. Fethiye sahilinde ayrıca, erken Roma döneminde inşa edilmiş ve M.S. 2. Yüzyılda onarım geçiren 5 bin kişi kapasiteli bir de tiyatro bulunuyor. Bizans döneminde bir dönem arena olarak da kullanıldığı tahmin edilen Telmesos antik tiyatrosu, günümüz de yapılan restorasyon çalışmalarıyla 1500 kişinin kullanımına cevap verecek hale getirilmiş. Fethiye yakınlarında bulunan ve terkedilmiş bir Yunan kenti olan Kayaköy, Likya'nın diğer önemli antik kentlerinden Tlos, Pınara, Letoon, Xantos ve Sidyma ilçe sınırları içinde görülebilecek yerler arasında yer alıyor.

Fethiye deyince...
Fethiye'de görülecek yerler arasında ilk akla gelen, Ölüdeniz. Yıllardır tanıtım afişlerinde boy gösteren doğa harikasına, son yıllarda bir de Saklıkent kanyonu eklendi. Fethiye içinden minibüs ve özel araçlarla Fethiye-Kaş karayolundan ayrılarak ulaşılan Saklıkent kanyonunda, yüksek duvarları andıran kaya aralığına nehir üstündeki asma yaya yolundan giriliyor. Diz boyu suları geçenler kanyonun derinliklerine doğru çeşitli kademeleri ve kaya basamaklarını aşarken, oldukça zevkli aynı zamanda da tabanının daraldığı bölümlerde zorlaşan bir çeşit trekking yapıyorlar. 9 Km'lik kanyon aralığının bir bölümünü yürüyenler gökyüzünün görülmez, gölcüklerin ve setlerin aşılmaz olduğu bölümlerden geri dönerken, şifalı olduğu söylenen çamurları da yüzlerine sürmeyi ihmal etmiyorlar.

Saklıkent kanyonundan ayrılanların uğrak yerlerinden biride kaplıca yöresi. Fakat yörede bulunan görkemli Tlos antik kentiyle, ulu çınarların gölgesinde ve şelalelerin serin sularının arasında yemek yiyen ziyaretçilerine keyifli anlar yaşatan Yakapark, çevre gezilerine katılan turistleri memnun ediyor. Şimdi sırada Ölüdeniz ve yamaç paraşütünün yapıldığı Babadağ var. Gün boyu ziyaretçi akınına uğrayan Ölüdeniz'deki Belcekız plajında, yılın 12 ayı denize girilebiliyor. Kumburnu sahillerinde denizin tadını çıkaranların bir bölümü, sahilden kalkan ve 5 Km uzaklıkta bulunan Kelebek Vadisi'ne düzenlenen tekne turlarına katılıyorlar Ölüdeniz yakınlarında bulunan kilise kalıntılarının görüldüğü Ayanikola adası ve Gemile koyu da en az diğer gezi yerleri kadar ilgi görüyor.

Fethiye de ise durum daha farklı. Kent içinde kalıp günübirlik tekne turlarına katılarak tatil yapanlar, sahil boyunca dizili çay bahçelerinde oturup kıyı bandında dolaşırken; kamp alanını tercih ediyorlar. Fethiye yakınlarında yer aln biri Kızlar koyu olmak üzere, iki koydan oluşan Katrancı'ya tekne turlarıyla da ulaşmak mümkün.  


1900 metreden sıfıra: Yamaç paraşütü
Ölüdeniz sahilinde yamaç paraşütü hizmeti veren 7 acente var. Rezervasyon yapıp çıkış saati bekleniyor. 50.000 Euro teminatlı sigortalı yolcular, pilotlarla beraber 4x4'lere biniyor üste de paraşütler yükleniyor. Ölüdeniz çıkışından 1965 metre yükseklikteki Babadağ'a 1978 yılında yangın kulesi için açılmış olan 25Km' lik orman yolu ile tırmanılıyor. Yol toz, toprak ve engebeli. Yolculuk 4x4'lerle, yaklaşık 50 dakika sürüyor. Arada bir yerde, orman işletmesi görevlileri yamaç paraşütü yapacak olanlardan kişi başı ücret alıyorlar. 1200 metrelerde ağaç cinsleri de değişim gösteriyor ve anıtsal gövdeli, 200-300 yıllık nadir türlerden Sedir ormanlarına rastlanıyor.

1700m de uçuş pistine ulaşanları her ihtimale karşı bir ambulans hazır bekliyor. Eğer rüzgar uçuş için uygun değilse, daha elverişli olan 1900m ye çıkılıyor. Acente tarafından kendilerine verilen tulum ve kasklarını giyenler, önce paraşütleri yere açıp rüzgara bırakıyorlar. Şişince de koşmaya başlıyorlar ve kendilerini dik yamacın bir yerinden gökyüzünün boşluğuna bırakıyorlar. Keyiften mi, heyecandan mı, yoksa adrenalin salgısından mı bilinmez önceleri çığlıklar duyuluyor. Sonra uzaklaşıyorlar ve sırasıyla Ölüdeniz'in, Ayanikola adasının, Gemile koyunun, Kum burnunun doyumsuz manzarasını seyrederek boşlukta çok da düzgün olmayan daireler çiziyor; kah inip kah yükselerek Belcekız plajı gerisindeki iniş pistine konuyorlar. Acenteye dönenler, çekilen video görüntülerini izliyor ve bir çoğu tekrar deniyor. Yamaç paraşütünde havada kalış süresi 30 ila 45 dakika. Ancak pilotlar isterlerse, bir saat de kalabiliyorlar.

Dünyanın en elverişli üç noktasından biri olan Babadağ'ın 1900 metresinden, sıfır deniz seviyesine iniş yapıyorlar.


Fethiye'nin doyumsuz tatil üçgeni;

Saklıkent, Tlos ve Yakapark
Siz hiç içki içerken bardağınızı koyduğunuz taş barın içindeki kanalda dolaşıp, kadehinizin yanına gelince kendini başından kuyruğuna dek sevdiren alabalık gördünüz mü?.. Öpülecek şirinlikteki bu balıklar, Fethiye Saklıkent Kanyonu ve Tlos Antik Kenti yakınında bulunan "Yakapark Restoran" ın barının tezgahında yaşıyorlar. Gezimiz bu sevimli alabalıkların küçük ülkesine, Saklıkent Kanyonu'na...

Eşen çayı, Saklıkent Kanyonu içinden çıkıp gün ışığı ile kucaklaşarak ovaya yayılırken; çayın kenarlarındaki dinlenme terasları, köşk, çarşı ve barlar ziyaretçilerle dolup taşıyor. Esas serüven ise, 1 milyon lira karşılığında girilen hınca hınç dolu kanyonun ağzında başlıyor. Dışarıya taşarcasına çıkan sular, bu bölümde geçit vermezken, daha 80'li yıllarda kanyon içine kurduğu restoranda turizm yapmayı kafasına koyan Ekrem Uçar'ın kayaları delerek açtığı yol ile sular üzerinden geçiş sağlanıyor.

Yolun bundan sonrasında Eşen Çayı kıyısına gelince, dizinize kadar yükselen buz gibi soğuk suları yürüyerek aşmanız gerekiyor. İşte tam bu noktadan sonra, her 10 metrede değişik bir yapı sergileyen gizemli kanyonun derinliklerine doğru yol alıyorsunuz. Bazen çatlak iyice daralıyor, hatta gökyüzü görünmez oluyor. Zeminde çamur rengi sular, yer yer odacıklar ve kademeli yükseklikler, 18km boyunca sürüyor. Kayaları aşarken, el verip sizi yukarı çeken centilmen köy gençlerinin yardımıyla yol alıyorsunuz. Bu yolculuk sırasında güzellik uğruna koyu renkli çamurları kol ve bacaklarına süren ziyaretçiler; bir yandan da son derece dikkatli adım atıp, kayalara çarpmamaya ve düşmemeye çalışıyorlar. Fotoğraf çekenler, çamura buladıkları parmaklarıyla duvara yazı yazanlar, kameralarıyla belgesel hazırlamaya çabalayanlar, bir süre sonra artan nem ve yorgunlukla halsiz düşüp geri dönmeye başlıyorlar. Köpürerek çıkan sularda serinleyip çayın karşı yakasına gecenler ise, doğayla ettikleri bu mücadelede zafer kazanmanın sarhoşluğu içinde, su üzerine veya yanına kurulu ahşap masalara yerleşiveriyorlar. Sadece su sesinin duyulduğu restoranda, alabalık ve ızgara çeşitleri yenirken, içki de içilebiliyor. Masa yerine yer sofralarını terci edenler arasında, ayaklarını suya sarkıtanlara ve sırt üstü yatanlara da rastlanıyor.

Tlos Antik Kenti
Dışarıya oranla 15 derece daha serin olan kanyondan çıkanların uğrak yeri; otopark çıkışında kurulu tezgahlar. Bal, kekik, nar ekşisi, meyveve hediyeliklerle dolu çarşıdan ve merkeze yaklaştıkça giderek sayıları artan kır lokantaları arasından geçenler, 7 kilometre uzaklıktaki Tlos Antik Kenti'ne varıyorlar. Asfalt ve rampa yol üzerinde yemyeşil bir alan üzerinde kurulu tiyatroyu gezmek ücretsiz. Tepede bulunan kale, kaya mezarları, odalar ve lahitleri gezmek içinse, müze girişine 500 bin lira ödeniyor. Zirveye yaklaşırken kayalar oyularak yapılan taş basamaklar, arkadan iten rüzgarın da etkisiyle rahatça çıkılabiliyor. Tepede ise, anlatılamayacak kadar güzel bir manzara sizi bekliyor. İnişte, hemen her adımda içilebilen kaynak suları, ziyaretçilere mola olanağı sağlıyor. Müze girişinde satılan kart postal ve Tlos'u anlatan kitapçıklar, Tlos'u unutmamanızı sağlıyor.

Ve Yakapark
Saklıkent ve Tlos üçgeninde son nokta ise, "Yaka Köyü". Kaş, Antalya ve Fethiye çıkışlı jeep safaricilerin de mola yerlerinden biri olan Yakapark'ta; anıt olmuş ağaçlar, kademeli teraslar, havuz, su kanalları, hamaklar, yastık kaplı localar, taş masalar ve köşkler, görebilecekleriniz arasında. Kızgın saçta gözleme yapan köy kadınları, masalar arasında dolaşarak ötüşen horoz, civciv ve tavuklar da burada ilgi çeken unsurlar. Kanallardan taşarak akan suyun ve hışırdayan yaprakların sesleri arasında; bahçenin ortasında kurulu ızgarada pişen etler, mısır ununa bulanmış alabalıklar, çöp şişler ve közlenmiş patlıcanlarda güzelliğin cabası. Burada mutlaka görülmesi gereken bir başka yer ise Balıklı Bar... Restoran girişinde solda yer alan bar tezgahı taşdan yapılma ve içinde, dağdan gelen buz gibi suyun geçtiği bir kanalı var. Barda duranlar, kadehlerini su dolu kanala koyuyor, bu su içinde yüzen evcilleşmiş alabalıklar ise artık suya karışan rakı damlalarından mıdır, bilinmez konukların kendilerini sevip okşamalarına izin veriyor, kesinlikle kaçmıyorlar. Burada herkes yüzünde bir tebessümle hem balıkları okşuyor hem de içeceklerini yudumluyor. Çevrede gezilebilecek daha birçok yer bulunuyor. Kaplıcalar, Kaunos, Pınara, Letoon, Xantos, Patara gibi antik kentler, kaya mezarları, Fethiye tiyatrosu ve müzesi, Kayaköy, Ölüdeniz Milli Parkı, Katrancı, Kızlar Koyu, Göçek ve Kaş gün içinde gidip dönülebilecek uzaklıktaki turistlik merkezler.